0222 310 00 80-81-82


ATATÜRK’ÜN YAŞAMI

 

Giriş

 

Mustafa Kemal, Milli Mücadele’nin önderi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olduğu kadar, Türk ulusunun çağdaşlaşma iradesinin simgesidir. Böylesine önemli bir insanın yetişme sürecini bilmenin bizlere sağlayacağı fayda muazzamdır. Unutmamak gerekir ki Atatürk mitolojik bir kişilik değildi. Hatalarıyla ve sevaplarıyla normal bir insandı. Ama güçlü bir kişiliğe ve siyasal karizmaya sahipti. Pek de uzun olmayan yaşamında Türk ulusunun kötüye giden kaderini düzeltti ve dünya tarihine yön verdi. Böyle bir kişiliği iyi anlamamız için öncelikle içinde büyüdüğü somut yaşam koşullarını iyi bilmemiz gerekiyor.

 

Selanik

 

Mustafa Kemal, Osmanlı İmparatorluğu’nun hızla güç kaybettiği ve dağıldığı ama bir yandan da batıyı örnek alarak birçok alanda kendini yenilemeye çalıştığı bir yüzyılın sonlarında Selanik’te doğdu. Çocukluğunun ve ilk gençlik yıllarının geçtiği Selanik şehri, Mustafa Kemal’in düşünsel formasyonunun oluşmasında çok etkilidir. Selanik, Mustafa Kemal’in sadece çocukluğunun geçtiği değil, aynı zamanda 1907-1910 yılları arasında subaylık yaptığı şehirdir. 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başında Selanik, İstanbul’dan sonra en canlı ticari ve kültürel yaşamın olduğu bir liman şehriydi. Türkler, Rumlar, Makedonlar, Arnavutlar ve Yahudilerden oluşan kozmopolit bir nüfus yapısı vardı. Bunların yanı sıra, başta İtalyanlar ve Fransızlar olmak üzere, birçok Levanten tüccar da burada ikamet ediyordu. Şehirde sekiz ayrı dilde gazete çıkıyordu. Mustafa Kemal, Batı kaynaklı fikirleri ve Batı yaşam tarzını en rahat ve en yoğun bir şekilde öğrenebileceği, son derece dinamik ve kozmopolit bir şehirde yaşıyordu. Selanik, aynı zamanda özgürlükçü ve meşrutiyetçi fikirlere sahip Jön Türklerin de merkezi durumundaydı. II. Abdülhamid’e karşı mücadele eden gizli örgütlerin en önemlisi olan İttihat ve Terakkî Cemiyeti’nin yurt içindeki merkezi Selanik’ti. Sadece Selanik değil, öğrenciliğinin bir kısmının geçtiği Manastır, Harbiye’de okuduğu İstanbul ve Balkan Savaşlarından sonra askeri ataşelik yaptığı Sofya, onun geleneksel bir erkek gibi yetişmemesinde ve Batıcı fikirleri benimsemesinde etkili oldu.

 

 

Ailesi

 

Mustafa Kemal’in ailesi ortanın da altında sayılabilecek bir sınıftandı. Çocukluğu kısa bir dönem hariç yoksullukla geçmiştir. Kendisinden önceki üç ve kendisinden sonraki bir kardeşi basit sayılabilecek hastalıklardan ölmüştür. Babasını da erken kaybetmesinin ve çocukça bir masumiyetle annesinin sorumluluğunu çok erken yaşta kendi üzerinde hissetmesinin Mustafa Kemal’in kişiliğinde derin izler bıraktığı söylenebilir. Yaşıtlarına göre daha olgun, ama biraz daha utangaç ve öfkeli bir kişiliğe sahip olması, biraz da zor geçen çocukluluğu ile ilgilidir. Siyasal psikoloji uzmanı Vamık Volkan, Mustafa Kemal’in özellikle annesine karşı hissettiği şefkat ve sorumluluğun, ondan aldığı cesaretlendirici ve yüceltici telkinlerin onun “önder” ve “kurtarıcı” bir kişiliğe doğru ilerlemesinde çok etkili olduğunu söyler. 

 

 

Eğitimi ve Askerlik Yaşamı

 

Osmanlı Devleti’nde orta ve alt sınıfa mensup bir aileden gelen bir gencin, asker olmak dışında, iyi bir eğitim olanağına sahip olma şansı neredeyse hiç yoktur. Mustafa Kemal’in çok küçük yaşta kendi iradesiyle askerlik mesleğini seçmesi, çok riskli de olsa, kendisinin ileride imtiyazlı bir sosyal ve siyasal konuma sahip olması açısından iyi bir tercihtir. Mustafa Kemal Trablusgarp, Balkan ve Birinci Dünya ve Kurtuluş savaşlarında iyi bir asker olduğunu kanıtlayacak ve siyasi başarıları ondan sonra gelecektir. 1881 yılında Selanik’te yoksul bir ailede doğan Mustafa Kemal, 1938 yılında öldüğünde genç Türkiye’nin cumhurbaşkanıydı. Bu yükselişte en önemli pay, onun askerliğine aittir.

 

 

Düşünce Dünyası

 

Mustafa Kemal’in siyasi fikirlerinin oturması ve gelişmesi İstanbul’daki harbiye yıllarında oldu. Kuşağının birçok özelliğini o da yansıtır. Şevket Süreyya Aydemir, Lord Kinross ve Andrew Mango gibi dikkatli biyografi yazarları, Atatürk’ün gençliğinde gördüğü askerlik dışı eğitimin sınırlı olduğunu söylüyorlar. Harbiye’deki arkadaşı Ömer Naci’den Namık Kemal’i öğrendiğini, yine onun sayesinde güzel konuşma (hitabet ve belagat) üzerine kafa yormaya başladığını, Fethi Bey (Okyar) ile Fransız Devrimi ve düşünürleri üzerine konuştuklarını, matematikte ise doğal yeteneği sayesinde parlak bir öğrenci olduğunu biliyoruz. Harbiye’de Fransızca bilgisini iyice geliştiren Mustafa Kemal’in bazı Fransızca kitapları -hatta bazılarını gizli gizli- okumaya başladığını da biliyoruz. Tüm bunlar Mustafa Kemal’in yaşamında çok önemli değişimlerdir. İyi bir matematik zekâsına ve bilgisine sahip olması, şüphesiz Mustafa Kemal’in iyi bir askeri strateji uzmanı olmasında çok etkili olmuştur. Tekrar söylemek gerekirse, Mustafa Kemal, parlak bir askeri kariyerden sonra büyük siyasi başarılar elde etmiştir. İyi ve ikna edici konuşma yeteneğine sahip olması, harbiye yıllarından itibaren özellikle felsefe, tarih ve siyaset üzerine sayısız kitap okumuş ve bilgi birikimi elde etmiş olması, onun siyasal karizmasını oluşturan önemli öğelerdir. Mustafa Kemal, kuşağından olan birçok eğitimli Osmanlı genci gibi, laikliğe eğilimliydi. Ama bunların çoğu hilafetle, geleneklerle, inanışlarla daha barışıktı ve bunların pek azı onun kadar ileri düşünceliydi.

 

 

Siyaset

 

Mustafa Kemal Harbiye yıllarında siyasetle yakından ilgilenmeye başladı. İstibdat rejiminin hüküm sürdüğü olduğu o yıllarda, bu çok tehlikeli bir ilgiydi. Ama etrafındaki birçok subay adayı gibi, o da meşrutiyet rejimin yeniden kurulmasını istiyordu. Arkadaşlarıyla birlikte gizlice çıkardığı bir dergi yüzünden, okuldayken hapis cezası aldı ve neredeyse okuldan atılacaktı. Başından geçen bu kötü olay, meslek hayatının bir sürgünle başlamasına neden oldu. İlk görev yeri Şam’dı. 1906 Ekiminde Şam’daki arkadaşları ile birlikte “Vatan ve Hürriyet” diye bir cemiyet kurdular. Ancak II. Meşrutiyet’in hemen öncesinde bu cemiyet, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı.

 

23 Temmuz 1908’de Rumeli’de çıkan isyanları bastıramayan Padişah II. Abdülhamit otuz yıl aradan sonra meşrutiyet rejimine geçmek zorunda kaldı. Mustafa Kemal II. Meşrutiyet’in hem öncesinde hem de sonrasında İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde etkin bir isim olamadı, hatta cemiyetten dışlandı. Mustafa Kemal’in İttihat ve Terakkî içinde fazla yükselememesi, aslında uzun vadede onun için büyük bir şans oldu. Çünkü Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı boyunca iktidarı elinde tutan İttihatçılar, birçok hata ve yolsuzluk yaptılar. Ordu ile siyaseti birlikte yürütmeye çalışmak belki de en büyük hatalarıydı. Subayların siyasetle ilgilenmemesi gerektiğini savunan Mustafa Kemal, başta Enver Paşa olmak üzere İttihatçıları en fazla eleştirenler arasındaydı. Birinci Dünya Savaşı’nda sayısı az olan Osmanlı askeri başarılarının altında, siyasetçi değil, sadece bir asker olan Mustafa Kemal’in imzası vardı. Mustafa Kemal’in siyasetteki yıldızı ise Milli Mücadele ile birlikte parlayacaktır.

 

Trablusgarp ve Balkan Savaşları

 

Mustafa Kemal 13 Nisan 1909'da İstanbul'da Meşrutiyet karşıtı gericilerin çıkardığı ,"31 Mart Ayaklanması" olarak da bilinen olayları bastıran Hareket Ordusu'nda "Kurmay Başkan" olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa'ya gönderildi. Picardie Manevraları'na katıldı. 1911 yılında İstanbul'da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.

 

 

1911 yılında İtalyanların Trablusgarp'ı işgali ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911'de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşı’nı kazandı. 6 Mart 1912'de Derne Komutanlığına getirildi.  Ekim 1912'de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır'daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne'nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Askeri Ataşeliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Askeri ataşelik görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ'da görevlendirildi.

 

Birinci Dünya Savaşı

 

18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı'nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915'te Arıburnu'nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos'ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta II. Anafartalar zaferleri takip etti.

 

 

Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları’ndan sonra 1916'da Edirne ve Diyarbakır'da görev aldı. 1 Nisan 1916'da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis'in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep'teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917'de İstanbul'a geldi. Veliaht Vahdettin Efendi'yle Almanya'ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyahatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad'a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918'de Halep'e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918'de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918'de İstanbul'a gelip Harbiye Nezâreti'nde (Savaş Bakanlığında) göreve başladı.

 

Milli Mücadele Liderliği

 

Osmanlı için ağır bir yenilgiyle biten Birinci Dünya Savaşı sonrası dönem, Mustafa Kemal’in yaşamının en önemli dönemeci oldu. Mondros Mütarekesi’nden sonra başlayan işgaller sırasında hem ülkesi hem de kendisi için Mustafa Kemal’e önemli bir görev düştü: Anadolu’daki kurtuluş hareketinin önderi olmak...

 

 

Mondros Mütarekesi'nden sonra İtilaf Devletleri'nin Osmanlı topraklarını işgale başlamaları üzerine, Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. 22 Haziran 1919'da aralarında Kazım Karabekir, Rauf (Orbay), Refet (Bele) ve Ali Fuat (Cebesoy) beylerin bulunduğu bir grup üst düzey komutanla birlikte Amasya Genelgesi’ni yayımladı. Bu genelgeyle "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını " ilan edip Sivas Kongresi'ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz – 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Kâzım Karabekir Paşa tarafından Erzurum'da toplanan Doğu İlleri Müdafaa-i Hukuk Kongresine (Erzurum Kongresi) katıldı. Kongre üyelerinin ısrarıyla Osmanlı ordusundan istifa etti ve kongre başkanlığına seçildi. Erzurum Kongresinde alınan karaları uygulamakla görevli bir Temsil Heyeti oluşturuldu.

 

 

4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi'ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. Milli Mücadele döneminde toplanan diğer kongrelerden farklı olarak tek ulusal kongre olma özelliği taşıtan Sivas Kongresi, aldığı kararlar ve oluşturduğu daha geniş Temsil Heyeti ile ülke çapında heyecan yarattı. Öyle ki, İstanbul’daki Damat Ferit Paşa hükümeti istifa etmek zorunda kaldı ve yerine kurulan Ali Rıza Paşa hükümeti seçimlere gidip Osmanlı Mebusan Meclisini yeniden toplamak üzere harekete geçti. Mustafa Kemal seçim çalışmalarını daha etkili bir şekilde yürütmek için Temsil Heyeti’nin merkezini Sivas’tan Ankara’ya taşımaya karar verdi. 27 Aralık 1919'da Ankara'da heyecanla karşılandı. Osmanlı Mebusan Meclisi’nin 16 Mart 1920'de işgal güçlerince basılması ve önde gelen mebusların (milletvekillerinin) tutuklanması üzerine 23 Nisan 1920'de Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasını sağladı. Erzurum mebusu sıfatıyla meclis ve hükümet başkanlığına seçildi.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı'nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı.                     

 

Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları ise şunlardır:

  • Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü'nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı.
  • Çukurova, Gazi Antep, Kahraman Maraş, Şanlı Urfa savunmaları (1919- 1921)
  • İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921)
  • İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)
  • Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)
  • Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos-9 Eylül 1922)

 

Sakarya zaferinden sonra 19 Eylül 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Özellikle Sakarya Muharebesi ve Büyük Taarruz Mustafa Kemal’in askeri yeteneklerini azami düzeyde gösterdiği ve dünya tarihi değiştirdiği savaşlar oldu.

 

 

11 Ekim 1922’de Mudanya’da İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan temsilcileriyle imzalanan ateşkes antlaşmasıyla Kurtuluş Savaşı’nın muharebeler dönemi bitmiş oldu. İtilaf Devletleri’yle Lozan’da yapılacak barış görüşmeleri öncesinde, 1 Kasım 1922'de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu tarihe karışmış oldu. Son padişah Vahdettin ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Barış Antlaşması'yla siyasal olarak zaferimizle sonuçlandı. 

 

Cumhuriyetin Kuruluşu ve Cumhurbaşkanlığı

 

29 Ekim 1923 yılında cumhuriyet ilan edildi ve Gazi Mustafa Kemal Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Mustafa Kemal’i yeniden cumhurbaşkanlığına seçti. Onun döneminde Türkiye Cumhuriyeti, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ve "Yurtta barış cihanda barış" temelleri üzerinde yükselmeye başladı. Atatürk’ün cumhurbaşkanlığı yaptığı 1923-1938 arası dönem toplumsal ve siyasal çağdaşlaşma yönünde en cesur adımların atıldığı bir dönem oldu. Medeni kanundan anayasaya kadar tüm hukuk sistemi modern hale getirildi. Öte yandan ekonomik alanda atak, kendi kendine yeterli ve bağımsız bir çizgi izlendi.

 

15-20 Ekim 1927 tarihinde kurucusu olduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin II. Kongresi’nde Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyet'in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu okudu. Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934'de TBMM tarafından Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadı verildi.  Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye'yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını ve komutanlarını ağırladı. Cumhurbaşkanlığı döneminde Atatürk, resmi ya da özel hiç yurt dışı gezi yapmadı.

 

Özel Yaşamı

 

Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. Cumhurbaşkanı olmanın verdiği ağır sorumluluklara rağmen okuma alışkanlığını hiç kaybetmedi. Son yıllarında dil ve tarih çalışmalarına ağırlık verdi. 1931 ve 1932 yıllarında Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumu’nun kurulması biraz da Atatürk’ün bu konulara olan kişisel merakı ve duyarlılığı ile ilgilidir. Çankaya Köşkü’nde bazı akşamlar düzenlediği dost toplantılarında siyasetle birlikte dil, tarih, sanat ve felsefe üzerine sohbet etmeyi çok sevdiği bilinmektedir. 29 Ocak 1923'de Latife hanımla evlendi. Mustafa Kemal, İzmir’in seçkin bir ailesine mensup, çok iyi bir eğitim almış ve modern bir kadın olan olan Latife hanımın, Osmanlı döneminde geri bırakılmış Türk kadını için iyi bir rol model olacağını düşünüyordu. Ancak bu başarısız evlilik 5 Ağustos 1925 tarihinde sona erdi.

 

 

Ölümü

 

10 Kasım 1938 saat 9.05’te yakalandığı siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda hayata veda etti. Cenazesi 21 Kasım 1938 günü törenle geçici mezarı olan Ankara Etnografya Müzesi'ne konuldu. Anıt mezarının yapımı için açılan uluslararası yarışmayı Türk mimarlar Emin Onat ve Orhan Arda’nın hazırladığı proje kazandı. Anıtkabir yapıldıktan sonra naaşı görkemli bir törenle 10 Kasım 1953 günü ebedi istirahatgâhına nakledildi.

 

 

Hazırlayan

Oğuz Turan

Ortaokul Müdür Yardımcısı

 

Yararlanılan Kaynaklar

Gazi Mustafa Kemal, Nutuk

Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam

Vamık Volkan, Ölümsüz Atatürk


 Özel Çağdaş Okulları | Eskişehir